Bir Mulberry Çekimi Daha

Bu sezon da tatlılar tatlısı bir Mulberry kampanya çekimi ile karşı karşıyayız. Brighton sahilinde yapılan çekimde fotoğrafçı Tim Walker, modeller ise Lindsey Wixson ile Frida Gustavsson. Sanat direktörü Ronnie Cookie Newhouse ve set tasarımını yapan Andy Hillman'ın isimlerini de mutlaka söylemeliyim. Çünkü bu sezon parçalarıyla çok öne çıkamayan Mulberry'nin bol şekerli, dondurmalı bu çekiminin en önemli yaratıcıları onlar.









Stella McCartney Çekimi

Mert&Marcus'un fotoğrafçılığını yaptığı bu çekimde model NataliaVodianova şal desenli ve asimetrik kesimli parçalar içinde rengarenk çiçeklerin arasında monokrom bir şekilde duruyor.




BGBŞ- 19


Bir Florence daha. Ama bu seferki Florrie ismini kullanıyor. Hem solist, hem baterist hem de model. Azıcık da bize bıraksaydı...

Florrie- Experimenting with Rugs

Alexa Chung beybi!

Tatil beni biraz lakayt hale getirdi, üzgünüm. Bu belki öyle değil ama bir sonraki postlarda fazla samimi veya kişisel bulabilirsiniz.

Neyse şu anki konumuz Alexa Chung. Ama bu sefer onu zaten her zaman muhteşem gözüktüğü davetlerdeki değil de günlük yaşantısındaki tarzıyla göreceğiz. Sade parçaları ve güzel kombinasyonlarıyla. İçlerinden bazıları Superga ve Madewell gibi markaların veya dergilerin çekimleri. Onlardan da küçük ipuçları alabiliriz.


Son iki görünümün ben de yarattığı hayranlığı anlatmak isterdim. Ama beceremem.


Şu 4. fotoğraftaki Madewell montu mutlaka incelemeye alın. Çok harika bir parça.


Bunlar da hiçbir kolaja uyum sağlamamaya and içmiş, iki Alexa Chung görünümü ki gerçekten öne çıkmayı hak ediyorlar. Isabel Marant kazak nasıl da güzel! Alexa Chung'ın siyah Chanel çantasıyla yaşadığı büyük aşkı fark etmişsinizdir. Ama size şimdi asıl aşkını göstereceğim: kot şortu.


Biraz da bahsettiğim dergi ve kampanya çekimlerindeki görünümler.



Alexa Chung'ın saçı fark etiiğiniz gibi her daim doğal, dağınık. Özensiz şıklığın altın kurallarından biri. Bu tatlış örgü ve Zooey Deschanel ile olan fotoğrafla yoğun ilham saldırısını sonlandırıyorum.

BGBŞ- 18


Şu kış gününde evde biraz dans edelim.

Bu arada insanlar inatla L-O-V-E diye şarkı yapıyor ve güzel yapıyor. Burda olsa ne dalga geçeriz.

Ali Alışır ve Sanal Mekanları

Günümüz çağdaş sanatına yeni bir soluk getiren Ali Alışır dijital fotoğraf çalışmalarına 2004'te başlamış. Bu projede Ali Alışır dünyanın en önemli tarihi mekanlarını, özellikle kasvetli ve heybetli bir mimariye sahip olanlarının üzerinde arayüz ve ağ temsillerini çalışıyor. Günlük hayatlarda belli yerlere sahip bu mekanları ve onların derinliklerini sorgulamamızı sağlıyor.

Sanatçı Rabia Demiriz'e verdiği bir röportajında şöyle diyor: "Günümüz fotoğrafının artık görsel anlamda sadece görünen ve görünmeyeni gösterme çabasında değil, aynı zamanda bir yaratım sürecine de dahil olduğunu söylemek istiyorum. Benim sanatımın da çıkış noktası bu düşüncedir bugün."

Sanal Mekanlar sergisi şimdiye kadar Contemporary'de, Art On'da, Art Beat'te sanatseverlerle buluşmuş. Ne yazık ki ben bu güzel eserlerle ve bu denli başarılı bir isimle daha henüz tanıştım.
























Frame - 2011
Psikeart - 2011


Sanal olma durumu bir şeyin başka bir şey olma durumudur. Yani bir anlamda gerçeğin tüm özelliklerini taşıma potansiyelidir. [Fotoğraf Dergisi - 2011]


Ali Alışır'ı takip etmek ve diğer eserlerini de görmek için bu adreslere yönlendiriyorum sizi:
http://www.alialisir.com/
http://alisir.wordpress.com/
http://www.alialisirblog.com/
http://alialisiryazilar.wordpress.com/
http://alialisirbasinda.wordpress.com/
http://alialisirphotogallery.wordpress.com/
http://virtualbodies.blogspot.com/
http://twitter.com/alialisir


Ayrıca bundan bir önceki çalışması Sanal Bedenler de mutlaka incelenmeli. Benden söylemesi!

Not: Bu ismi keşfetmemi sağlayan: Pek Güzel Şeyler

BGBŞ-16


Bu BGBŞ'yi benim gibi gençliğini yaşamaktan alıkoyulanlara armağan ediyorum.
Özellikle okul arkadaşlarıma...

The Naked and Famous - Young Blood

"The bittersweet between my teeth
Trying to find the in-betweens
Fall back in love eventually
Yeah yeah yeah yeah!"

İLK

İsimsiz, telaffuz edilemeyen isteklerimizdi,
Bizi derin denizlerinde boğan.
Ve ben ne zaman baksam orda olmayan ihtiyaçlarımız,
Çare bulamadığımız yalnızlığımız,
Hiç sahip olamadığımız masumiyet.

Belki de en büyük eksikliğimiz
Sevilmeye değer olamamamızdı.

Ceremonials

Florence and The Machine'in çok uzun zamandır beklediğim Ceremonials albümü 31 Ekim'de piyasaya çıktı. Ve ben o gün bugündür aralıksız dinliyorum. Strangeness and Charm, What The Water Gave Me ve Shake It Out gibi önceden yayınlanan singlelarıyla bir sürü hayranını mutlu edip, gelecek albüm için büyük beklenti yaratan Florence Welch bu beklentileri çok iyi bir şekilde karşılamayı başardı. Daha ikinci albümü olmasına rağmen hayranlarının yanında bir çok müzik eleştirmeninden de tam not alan Ceremonials olgun albümlerle, Florence Welch de Kate Bush, PJ Harvey gibi isimlerle kıyaslanmaya başlandı.

Bu öyle bir albüm ki aslında birinci albüm olan Lungs'tan (onunla ilgili upuzuun postum için burdan) hem farklı hem değil. Yani o çok sevilen arplar, kemanlar, orglar yerli yerinde, Florence'ın sesi de hala mükemmel. Ama tarz biraz daha yerine oturmuş. Bunun sonucunda şarkılar biraz birbirine benzemeye başlıyormuş gibi gözükse de albümü dinledikçe aslında öyle olmadığını görüyorsunuz. Ben hala bazı şarkılarla dans edip bazı şarkılarla da melankolikleşmede zirveye çıkıyorum.

Albümün çıkış zamanı da çok iyi, çünkü kesinlikle bir sonbahar albümü. Arabada, evde, yolda her yerde ve her ruh haliyle dinlenebilecek şarkılar.

Florence Welch albüm için şöyle demiş: "Yeni çıkan sanatçılar önce ilgiyi çeker sonra 2. albümde o ilk ilgiyi yakalayamazsa kaybolur gider. Ben böyle olsun istemedim, ilk albümden daha çok elektronik etkiler ekledik şarkılara ama daha güçlü ve şiddetli yoğun seslerle dolu bir albüm yaptık. Aslında başlı başına organik bir kaos oldu bu albüm."

Albüme genelde aşk, tutku, ayrılık, cennet, şeytan gibi temalarla bolca gothik ögeler hakim. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Florence'ın yazdığı sözler bu albümde çok daha başarılı. Kimi zaman dokunaklı, kimi zaman kızgın ama her zaman belli bir estetiğe sahip zarif cümleler. Karanlık yanı olduğu gibi insana mutluluk salgılatan şarkı zirvelerini ise dinleyip siz görün.

2. albümlerinde bile böylesine olgunlaşan Florence and The Machine'le daha çok zaman geçereceğimi bilmek apayrı güzel. Bir de kanlı canlı dinleyebilsem her şey daha güzel olacak.

Albümün deluxe formatı 20 şarkıdan oluşuyor.

01 only if for night
02 shake it out
03 what the water gave me
04 never let me go
05 breaking down
06 lover to lover
07 no light, no light
08 seven devils
09 heartlines
10 spectrum
11 all this and heaven too
12 leave my body
13. remain nameless
14. strangeness and charm
15. bedroom hymns
16. what the water gave me (demo)
17. landscape (demo)
18. heartlines (acoustic)
19. shake ıt out (acoustic)
20. breaking down (acoustic)

Henüz sadece Lover to Lover, Remain Nameless ve Bedroom Hymns şarkılarına ısınamadım. Onun dışında hepsi ezberlendi ve her gün onlarca kez dinleniyor. Herkese deluxe formatını tavsiye ediyorum; çünkü Heartlines, Shake It Out ve Breaking Down şarkılarının akustik versiyonları çok iyi olmuş. Sadece demo versiyonunu dinleme şansımız olan Landscape'i de çok beğendim, umarım bir albüm versiyonu yayınlarlar.

Şimdi sıra en sevdiklerimde:

ONLY IF FOR A NIGHT


Nasıl da sakin sakin başlayıp sonra deliriyor. Tam benlik.

SHAKE IT OUT


Yayınlandığı ilk günden itibaren herkes tarafından çok sevilen bu şarkı muhteşem klibiyle de en iyi Florence and The Machine şarkılarından biri oldu. Ah o Valentino elbiseler...



WHAT THE WATER GAVE ME


Albümün çıkış parçası, albümün en iyi parçası. Çıkış noktasının Frida Kahlo ve Virgina Woolf olmasıyla beni kendine daha da bir bağlayan şarkı. Ayrıca şu videoyu da mutlaka izleyin. Paris'te sualtı temasıyla gerçekleşen bir Chanel defilesi, istiridyeden çıkan bir Florence Welch, sadece bir arpla söylenen What The Water Gave Me şarkısı, Florence Welch'i istiridyeden indiren ve birlikte defilenin kapanışını yapan bir Karl Lagerfeld.


NEVER LET ME GO


Ben ne zaman bu şarkıyı dinlesem aklıma Kazuo Ishiguro'nun kitabından uyarlanma Never Let Me Go filmi gelir ve şarkı benim için daha da anlamlı hale gelir.

BREAKING DOWN


NO LIGHT, NO LIGHT


Albümdeki en iyi şarkılardan biri No Light, No Light. Her cümlesiyle kalbe işliyor.


SEVEN DEVILS


"Seven devils all around you, seven devils in your house. See I was dead when I woke up this morning and I'll be dead before the day is done."

HEARTLINES


"Just keep following! The heartlines on your hand." Bu şarkının çok sesli nakaratı, en güzel yeri. Akustik versiyonu mutlaka ama mutlaka dinlenmeli.

SPECTRUM



Bu şarkının nakaratını evde bile öyle coşkulu söylüyorum ki. Ah bir canlı performansta zıplayarak eşlik etsem...


ALL THIS AND HEAVEN TOO


"I would give all this and heaven too, I would give it all if only for a moment." 

LEAVE MY BODY


STRANGENESS AND CHARM




"Ah Glastonbury, vah Glastonbury... O nasıl bir performans."